İslam İle Yüzleşmek

İslam İle Yüzleşmek

İslam; ilk peygamber Âdem(as)’dan itibaren İlahi olanın genel adıdır. Yani, peygamberlerin vahye dayanarak yaptıkları tebliğin, getirdikleri dinlerin ortak adıdır. Kur’an-ı Kerim insanlığın yaşadığı dönemleri, bu süre içinde yaşananları hatırlatarak, peygamberlerle birlikte bir zincirin halkaları gibi dinleri de dizerek ve Tevhid temelinde bütünlük içerisinde İslam ile tekâmüle erdirdiğini ifade eder. (5/3)- (3/19) Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle, Benim için yeryüzünde iyi, doğru ve güzel ne varsa hepsinin adı İSLAM’dır.
Cenab-ı Hak İslam dinini, Muazzez Peygamber rehberliğinde değişmez/değiştirilemez bir Kitap (Kuran-ı Kerim) ile daha önce gönderdiği ve zaman içinde din adamlarının yorumlarıyla bulandırılmış Kitap, Suhuf ve tebliğleri şirkten, hurafelerden, sapmalardan arındırarak ve varlıklarını da sahih olarak sürdürmeyi murad ederek bütün dinleri koruma ve güvence altına almıştır. Bu yönüyle de İslam, diğer dinlerden farklı olarak evrensel ve kuşatıcı olmayı da hak etmiştir.
İslam, sadece Kur’an ve Sünnetin yaşanmasından ibaret bir din değildir. İnsanlığın tarihi ile olduğu kadar, geleceği ile de bütünleşmiş bir Din olarak medeniyetlerin korunmasında, gelişmesinde ve gerektiğinde yeniden inşasında insanlığa ufuk açan, aksiyoner bir harekettir. Bu bağlamda İslam aynı zamanda bir medeniyet inşasıdır.
Müslüman dünyası bu gerçeklikle yüzleşmeden siyasi, ekonomik, eğitim, hukuk, kadın hakları, ahlaki, kültürel, bilimsel, medeniyet ve din alanlarında yeniden bir uyanış, diriliş ve inşa süreci başlatamayacağı açıktır. Müslümanlar asırlardır din adamlarının yönlendirmesiyle mezhep, tarikat, cemaat, ideoloji ve siyaset gibi farklı yönlere savrularak ve aidiyetinde sabit kalarak derin bir karanlığa gömülmüş, cehalet ve iç fitne ile meşgul olmuşlardır.
Genel olarak Müslümanlar içerde yaşadığı bunalımı ve iç buhranı Haçlı Seferleri, Moğol İstilası, Batı işgalleri ve İsrail gibi dış etkenlere bağlama kolaycılığını seçtiler. Elbette dış unsurların etkisi inkâr edilemez ve küçümsenemez. Ancak Müslüman dünyasının iç siyasi kavgalarını din üzerinden ve dini araçsallaştırarak verdiğini unutmayalım. Bugün yaşananların kaynağını da tarihsel kutuplaşmanın ve kavgaların oluşturduğu da ortadadır. Geri kalmışlıktan, kaos ve savaşlardan tek başına Batıyı, Yahudileri sorumlu tutmak doğru değildir. Öncelikle aynayı kendi yüzümüze tutmalı ve kendimizle yüzleşmeyi gerçekleştirmeliyiz.
Tarihte fonksiyonları ne olursa olsun tarikatlar, medreseler, cemaatler, ideolojiler, partiler gibi din adına faaliyet gösteren oluşumlar toplumun dini taleplerine cevap vermekten çok uzaktırlar. Bunların çoğu görüntüleri, dilleri dini olsa da artık dünyevi-siyasi kurumlar oldukları gizlenemeyecek kadar açıktır. Kuşkusuz İslam referanslarıyla kurumlar inşa edilebilir ancak İslam dini, DİN olarak tarih boyunca siyasal iktidarların ve Saray ulemasının bütün çabalarına rağmen kurumsallaştırılamamıştır.
İslam, Yahudi ve Hıristiyanlıktan farklı olarak sürekli değişime ve gelişmeye açık ve zamanın ruhuna uygun yorumlarla sürdürülen bir din’dir. Allah’ın yaratma süreci devam ettiğine göre, son din olan İslam’ın değişmez temel ilkeler üzerinden inşa süreci de devam edecektir. Din vahiydir, aklın ürünü değil, ancak sürecin devamlılığı vahyin ışığında akıl ile mümkündür. Akıl ile Vahiy arasında uyum yerine çelişki yaratılması ve aklın devre dışı bırakılması ile vahyin de inşa etkisi zaman içinde yok edilmiştir.
Bu nedenledir ki geçmiş dönemlerde siyasal iktidarların baskısıyla farklı yollar denenmiş, çok kurnaz ve sinsi bir planla içtihad kapısı kapatılmış. Böylece aklın önceliği ortadan kaldırılarak dinin aksiyoner fonksiyonu dondurulmak istenmiştir. Ne yazık ki asırlardır bu plan başarıyla işlemeye de devam etmektedir.
İşgal, sömürü, ezilmişlik ve zulüm yanında, Ulemanın, İslam medreselerinin, tarikatların, dergâhların, ilahiyatçıların yeni fikirlere, gelişmelere kapalı olması ve zamanın ruhundan kopuk olmasında akıl ve özgür irade donukluğunun payı büyüktür. Dondurulmuş akıl ve tutsak bir irade ile İslam’ı yaşamak ve yaşatmanın mümkün olmayacağını bilmemiz gerekir.