ALGI Yönetimi İBLİS Yöntemidir!

ALGI Yönetimi İBLİS Yöntemidir!

Etimolojik olarak Algı terimi; Batı dillerindeki ‘perception’ teriminin karşılığı olarak Tükçe’de ‘almak’ kökünden türetilmiştir. “Bir şeye dikkati yönelterek, o şeyin bilincine varma, idrak etme “ anlamına gelmektedir. Türk Dil Kurumuna göre algı, “operasyon kelimesine karşılık olarak; dizi eylem, ameliyat” olarak tanımlanır.

Bu durumda algı; operasyon teriminden farklı olarak, eylemlerin ve yapılan ameliyatların iyileştirmeye dönük bir nitelik taşımamasıdır. Felsefi olarak Algı’yı, Alman düşünürü Leibniz'İn “Algı, bilinçdışı bir işlevdir. Algı, gerçek anlamında, öznenin, kendisinin dışında olanı alması demektir.” şeklindeki tanımlamasıyla yetinelim.


 “Algı Yönetimi” kavramı ise ilk olarak 1987 tarihli, ABD Savunma Bakanlığı Askeri Terimler sözlüğünde; “duygu, düşünce ve nesnel düşünceyi etkilemek amacıyla dinleyiciye/dinleyiciden seçili bilgi ve göstergeleri işaret vermek, saklamak için yapılan eylemler” şeklinde tanımlanmaktadır.


Tanımdan açıkça anlaşıldığı gibi yapılan bu eylemler; insan topluluklarını bir 'sürü psikolojisi' ile istenen yöne doğru yönlendirmeye, düşünmeye, inanmaya, konuşmaya, propaganda yapmaya yöneltmek içindir. Daha açık bir ifadeyle bu eylemler, manipülasyondan ibarettir. 


Askeri alanda en belirgin olarak uygulanan Algı Yönetimi, 1997 ve 2003 yıllarında “Körfez Harekâtı” olarak bildiğimiz ABD ve müttefiklerinin Irak’a yönelik operasyonlarıdır.

ABD, önce “Kimyasal Silahların Varlığı ve Bölge’ye Demokrasi Götürme” algısı oluşturarak neredeyse dünya kamuoyunun tamamına yakınını ikna etmiş, Irak halkı dâhil bölge toplumlarını “sürü psikolojisi” ile müdahaleye odaklamış, sonra da bölgeyi yakıp yıkarak yüz binlerce insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden, yurtlarından göç etmesine neden olmuştur. Tarihin en kanlı ve barbar işgallerinden birisi olan bu operasyonlar, tamamıyla insan hakları, demokrasi, hukuk üzerinden oluşturulmuş bir algı yönetiminin kirli zaferidir.

Çünkü iddia edildiği gibi Irak’ta kimyasal silah bulunmadığı gibi, savaş sonrası demokrasi de götürülmemiştir. Tersine insan hakları daha çok ihlal edilmiş, masum insanlar daha çok katledilmiş ve şehirler tamamıyla tahrip edilmiş, gerekçe gösterilen kaos ve istikrarsızlık kalıcı hale getirilmiştir. Afganistan, Somali, Libya ve Suriye’de durum bundan farklı değildir.


Siyasal alanda ise Algı Yönetimi’nde modern çağın en başarılı ismi hiç şüphesiz 1933 -1945 yılları arsanda Adolf Hitler’in ‘Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı’nı yürüten Joseph Goebbels’dir. Yaklaşık on yıl içerisinde Alman halkını Hitler’e “sürü psikolojisi” ile bağlamış, meydanları heyecanla doldurmalarını, çılgınca alkışlamalarını sağlamış ve en vahimi de milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesine desteklerini almayı başarmıştır.

Bugün de bir çok politikacı için örnek teşkil eden Goebbels, bütün bunları “Hitler’in karizmasını öncelemek, etrafında bir yalaka ordusu bulundurmak, yargıyı devlet politikasının hizmetkârı yapmak, bilinçsiz bir halk oluşturmak ve vicdansız bir medya için gazetecileri ve patronlarını satın almak, Tanrı’dan ve İsa Peygamber’den sürekli söz etmek, büyük yalanlarla halkı etkilemek, düşünmesine fırsat vermemek için halkı sürekli ateşlemek, insanları beyin tembelliğine iterek gerçekleri görmelerini engellemek, baş döndürücü zaferler vaat etmek, ekonomik-siyasi ve askeri krizlere rağmen ülkeyi ve halkı güçlü, üstün göstermek, savaşta başarısızlığına rağmen orduyu kahraman ve yenilmez göstermek, dünyaya meydan okumak, devamlı yalan söylemek ve hamaset yapmak” gibi tamamıyla manipülasyon ile başarmıştır. Ancak algı ile halkı aldatmayı başaranlar, ülkeyi yıkılmaktan, yenilgiden kurtarmayı başaramadılar.


Birçok ülkede olduğu gibi, ülkemizde de, askeri-siyasi ve ekonomik alanlarda sık sık Algı Yönetimi’ne başvurulmaktadır. Özellikle 28 Şubat 1997-Post-Modern Darbe olarak kendisini gösteren bu yöntem, yaklaşık 20 yıldır aralıksız devam etmektedir.

Ergenekon, Balyoz, Çözüm Süreci, Referandum, 1 Kasım ve 24 Haziran Mv. Genel seçimleri, F. Gülen ve Kürt Siyasal hareketine yönelik operasyonlarda, sorgulama ve eleştiriye meydan vermemek için toplumun bazı kesimlerinde “sürü psikolojisi”, bazı kesimlerde de “korku ve gelecek endişesi” üzerinden oluşturulan Algı, iktidar lehine önemli sonuçlar vermiştir.

Ekonomik kriz dâhil oluşturulan bütün krizler “dış güçler, devletin bekası, din-ezan-bayrak-vatan ve millete tehdit” gibi Algı Yönetimi ile örtülmektedir. Ne yazık ki günlük yaşam dâhil, siyasette her şey artık algılar üzerine kuruludur. Çünkü politika-medya ve din ile “sürü psikolojisi ”ne dönüştürülmüş toplumlar, Algı yönetimiyle çok rahat manipüle edilebilecek durumdadırlar.


Esas itibariyle Algı Yönetimi, kavramsal olarak yeni olsa da (1987), bir yöntem olarak varlığı tarihseldir ve ilk olarak iradeli insana (Âdem’e) karşı İblis’in kullandığı bir yöntemdir. İblis, “insanın yaratılmasından sonra, insanın deneme sürecinde saptırıcı, negatif bir rol istemiş; Allah da buna müsaade etmiştir.” Çünkü Şeytan, Hz. Âdem’i algı yöntemi ile aldatmayı denemiş ve aldatmayı başarmıştır. Şeytanın, insana suç/günah işleme, kötülük yapma gücü verilmemiştir. Ona verilen izin algı oluşturma gücüdür.

Tereddüt oluşturmak, dürtmek, doğruyu yanlış, olmayanı var göstermek, nefsin heva ve hevesine meylettirmek gibi zihinde bir bulanıklık yaratarak esir alıp dilediği gibi yönlendirme şeklinde kendini göstermektedir. Hz. Âdem de, zihnine zerk edilmiş bu yönteme/algıya yenik düşmüş ve aldanmıştır. Kur’an; ister İblis’in soyundan (cin) olsun, ister insan cinsinden olsun, onunla aynı rolü üslenenleri, yani Algı yöntemini uygulayanları “şeytan” olarak nitelemektedir.

Bu durumda, Algı etkisinden korunmanın yolu da; doğru istikamet üzere bulunmak, doğru/ihlaslı olmak, gerçeklikte tereddüt etmemek, bu yöndeki dürtü, kuşku ve süslü propagandalara aldanmamak ve her türlü vesveseden Allah’a sığınarak adalet ile kaim olmaktır.


 “(İblis) Dedi ki: «Şu benden üstün kıldığına (insana) da bir bak! Yemin ederim ki, eğer beni kıyamete kadar yaşatırsan, pek azı dışında, onun neslini kendime bağlayacağım!» (İsra/17: 62)
“ve hem açıktan açığa, hem de akılların ermediği yol ve yöntemlerle, sağlarından sollarından sokulacağım onlara: Ve sen onlardan çoğunu nankör kimseler olarak bulacaksın." (A’raf/7: 17)


“(Allah) "Haydi, (seçtiğin yolda elinden geleni ardına koymamak üzere) git! Ancak, haberin olsun ki, onlardan sana uyanlar(la beraber) hepinizi bekleyen ceza, yaptıklarınızın tam karşılığı olmak üzere, cehennem olacaktır!” İsra/17: 63)
“Şurası muhakkak ki, benim (ihlâslı) kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. (Onları) koruyucu olarak Rabbin yeter.” (İsra/17:65)


"Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın, doğrusu O işitir ve bilir. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah'ı anarlar ve hemen gerçeği görürler" (A'raf/7:200-201)


"Kur'ân okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur. Onun nüfuzu sadece, onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir" (Nahl/16: 98-100)

 

22 Ağustos 2018