ADALET ARAYIŞI

ADALET ARAYIŞI

Bugünlerde ve geçmişte yaşanan krizlerin ve bu yapı devam ederse yarın yaşanacak sorunların da temelinde, sistemin adalet üzerine tesis edilmemiş olmasından kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İktidara sahip olunca, dün kendisini vuran, ezen yapıları aynen muhafaza ederek gücünü bu yapıya dayandırmak, uzun vadede yine dönüp güç sahiplerini vuracaktır. Hayat bu dairevi çizgide sürüp gidecektir. Bu çarkı düzenleyecek ve herkese hitap edecek bir sistemin inşası için adalet olmazsa olmazdır.

Adalet üzerine tesis edilmiş bir sistemin varlığına itiraz edecek pek insan bulunmasa bile, adalet kavramı ve oluşturulacak sisteme yönelik ciddi fikir ayrılıkları olabilir. Bu sebeple nasıl bir sistem sorusundan daha çok adalet arayışına nereden başlanması gerektiğinin daha önemli olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, bu soruya verilecek doğru cevabın bütün sistemi de etkileyeceğini söyleyebiliriz.

Öncelikle İslam düşünce merkezli ve İslam referansları ile hayatını şekillendirmeye çalışan biri olarak adalet kavramının nereden kaynaklandığını ifade etmem gerekir. Buna göre Allah, adalet kavramının belirleyicisidir. Kural koyucu O’dur ve insanlar bu temel normlarla uyumlu bir sistem icra ettiği sürece adalete yaklaşabilirler. Bugün Allah’ın hükmettiği kuralların bir kısmının “temel hak ve hürriyetler” olarak ifade bulduğunu söyleyebiliriz. Bu noktadan hareketle, adalet kavramının izafi olmadığını ve ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, “kendine özgü koşullar” sebebiyle değişiklik göstermeyeceğini de rahatlıkla ifade edebiliriz.

Adalet kavramı: her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek ve ölçülü davranmak demektir. Adaletin ise iki boyutu vardır. İlk boyutu eşitlik adaletidir. Eşitlik adaleti insan hakları açısından ve dolayısı ile insanlık değerleri açısından dil, din, cins, ırk gibi ve bunların dışında hiçbir gerekçe ile ayırımcılık yapılmamasını gerektirir. İkinci boyutu ise her somut olayda herkese somut olayın özelliğine göre: Emeğinin karşılığını, suçunun cezasını, liyakatinin uygun olduğu görevi verebilme adaletidir.

Allah, Yüce Kitabı’nda şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla (bununla) size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten ve en iyi görendir.” (Nisa/58)

Yine başka bir ayette  “Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa/ 135) buyruluyor.

Başka delillere başvurmadan sadece bu iki ayetten hareketle bile, baştaki sorumuza dönecek olursak, adalet arayışına kendimizden başlamamız gerekecektir. Kuşkusuz yönetimde esas olan adalet ihtiyacını göz ardı etmek doğru değildir. “Ey Davud! Biz insanlar arasında adaletle hükmedesin diye seni yeryüzünde halife kıldık! Sakın heveslere kapılma ki Allah yolundan şaşmayasın!” (Sâd/26)

Ancak ifade etmek istediğim husus şudur: sistemde, hukukta adaleti sağlama iddiasında olmadan önce hayatlarımızda adaleti tesis etmemiz gerektiğinde şüphe yoktur. Aksi takdirde, bugün güç sarhoşluğuyla adaleti es geçerken, yarın adalete ihtiyaç duyacak hale gelindiğinde, adalet talebinin bir önemi olmayacaktır. Bu yüzden adalet arayışına kendi hayatlarımızdan başlamamız gerektiğine inanıyorum. Aslında bu noktaya ve adalete her Cuma hutbesinin sonunda dinlediğimiz ayet meali ile nasıl ulaşabileceğimiz çok açıktır:

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl/90)

 

07 Haziran 2018